Evet, bugün artık elimizde rahatlıkla 90'lar sinemasına dahil edebileceğimiz birçok genel eğilim var.
Sözgelimi romantik komediler... 70'lerin ilk yarısının sonlarına doğru unutulmaya yüz tutan, 80'lerde adı neredeyse hiç anılmayan
romantik komedi türü son 10 yıla damgasını vurdu. Hem de ne vurmak... Özel Bir Kadın ile öyle bir süreç başladı ki büyük Hollywood
stüdyoları romantik komedisiz bir sezon geçirmemeye özen gösterdiler...
Sonra, Amerikan bağımsız sinemasının önlenemez tırmanışı... Bilmem, bu konuda yeni bir şey söyleyebilir miyim? Ama son 5 yıldır
yazılarımı takip edenlerin ezberledikleri birkaç noktayı tekrar edeyim. Amerikan bağımsızları alternatif sinema arayışlarına öncülük
ettiler ve 60'lardaki Yeni Dalga akımını hatırlatan bir hava estirdiler. Hollywood'un hemen yanıbaşında çektikleri düşük bütçeli
filmlerle dünya sinemasının gidişatını da etkilediler...
Bağımsızların içinden fırlayan Tarantino ise sadece iki filmle Avrupa'ya, Asya'ya ve bizim memlekete kadar uzanan bir ekol yarattı...
Belki de tümüyle 90'lara ait en önemli fenomendi bu Tarantinesk filmler.
80'lerde unutulan, tukaka edilen 70'lerin ticari sinemasına geri dönüldü... O dönemin popüler filmlerini hatırlatan Out Of Sight,
Jackie Brown, Ronin gibi filmler bir yana, bu ay seyredeceğimiz Get Carter ve 60 Saniye gibi kimi yeniden çevirimler de yapıldı.
Bu eğilime bağlı olarak 70'lerin popüler TV dizileri 90'ların gişe şampiyonlarına dönüştü (Görevimiz Tehlike, Tatlı Sert,
Charlie'nin Melekleri)... Cesur Yürekin gişe başarısından ilham alarak çekilen tarihsel aksiyon ya da kılıç şıkırtılı filmlere
(İlk Şövalye, Üç Silahşörler, Maskeli Kahraman Zorro vb) de geri dönüldü.
Bu arada Britanya'da popüler sinemayı derinden etkileyen Mezarımı Derin Kaz, Trainspotting ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels
gibi filmler çekildi..
80'ler sinemasından kalan türlerin sentezi mirası özellikle aksiyonun bilinen her türe bir altyapı oluşturmasıyla sürdü.
Aksiyon, bilimkurguya, kara filme, komediye, romantik komediye ve tarihsel filmlere dahil oldu...
90'lara Hollywood karşısında büyük bir eziklikle giren Avrupa sineması ise ezeli düşman Hollywoodun silahlarını kuşandı.
Festivalleri ve sanat sineması zincirlerini kapsayan dış pazarları hiç önemsemeden, sadece Amerikan filmlerine giden seyircileri
hedefleyen ulusal popüler sinemalar yeniden doğdu. Türkiye'nin de dahil olduğu bu eğilim özellikle İspanya, Yunanistan ve Almanya'da
hissedildi. Tarihin her döneminde Hollywood karşısında kendi kimliğini koruyan Fransız sineması ise hiç istifini bozmadan kendi
serüvenine kaldığı yerden devam etti. Orada kendi seyircisiyle barışık bir popüler sinema hep vardı, 90'larda da devam etti.
Orada dar kitleye seslenen filmler çeken, alternatif arayışlara giren yönetmenler hep vardı, onlar 90'larda da filmler çekmeye
devam ettiler... Büyük yönetmenlerin beşiği İtalya ise 90'larda dünya sinemasına pek ciddi bir katkı yapamadı. Popüler İtalyan
sineması da önceki 10 yıla oranla çok ciddi bir patlama yaşamadı.
Tabii bir de Uzakdoğu sinemasından esen rüzgarlar vardı.
Lakin son iki yılda yukarıda özetlemeye çalıştığımız manzarada çok ciddi bir değişim yaşanıyor. 1999 ve 2000 seneleri önümüzdeki
yılların sineması üzerine bence gerçekten çok önemli ipuçları veriyor. Bu konuda korku gerilim sinemasının yeniden moda olması,
Avrupa'da esen minimalist rüzgarlar başta olmak üzere söyleyecek birkaç şeyimiz var ama yerimiz bitti.