|
|
RÖPORTAJ - CEM YILMAZ, YILMAZ ERDOĞAN VE BEYAZ
|
Teker teker zaten bir belaydınız. Şimdi bir araya gelerek ne yapmaya çalışıyorsunuz?
YILMAZ ERDOĞAN: Belalı bir iş için değil hayırlı bir iş için bir aradayız.
Meslek hayatımın en onurlu gösterisi oldu.
BEYAZ: Ne belası? Süt dökmüş kedi gibi olduk hepimiz. Ben bir filmde seyretmiştim,
Ekrem Bora, Cüneyt Arkın, Salih Güney hepsi aynı filmin içerisindeydiler. Beklenen performans değildi. Baştan ayak uyduramadım ben.
Kenarda kaldım. Sonra baktık ki, ayak uydurmamıza gerek yok.
CEM YILMAZ: İnsanların "Ortaya çok enteresan bir şey çıkacak be!" diye düşüneceğini bildiğimiz
için çok gergin bir gösteri yaptık. Biraraya gelmekle ilgili bizim bile derdimiz varmış, değil ki milletin!
İşlevi neydi diye bakarsan: En çabuk o seyirciyi kim toplardı? Biz.
İzleyicilerin beyin kanaması geçirmesinden korkmuyor musunuz?
YILMAZ ERDOĞAN: "Gülmekten öldük!" gibi bir tabirin gerçekleşmesini istemem.
Gerçi sonra beyin kanaması geçirenlerin yararına sahneye çıkardık! Ama şahsen benim bayıltma hadiselerim oldu.
BEYAZ: Altınoluk'ta bir kız, oyunda kusmuştu. Güzel yani. Kanama geçirmedi, tabii.
Ama biliyor musunuz insan hafif bir kan ister.
CEM YILMAZ: Bugüne kadar çok tehlikeler atlatıldı. Ambulanslar geldi, adamlar hastaneye götürüldü.
Benim sahnedeki normal performansım çok daha eğlenceli, gururla iniyorum sahneden. "Bu lan işte" diyorum. "Budur" dediğim şey şu:
Hiçbir şey! Anlatıyorum, eğlendiriyorum ve iniyorum.
O zamanlar hem ben, hem de seyirciler beyin kanaması tehlikesi altında. Çünkü ben kendime acayip gülüyorum.Bizi kıyaslamayın
O sahne üzerinde birbirinizin zeka seviyelerinin kıyaslanmasından korkmuyor musunuz?
YILMAZ ERDOĞAN: Başından beri sanki bir yarışma gibi bir durum oldu. Ama herkes kendi türküsünü kendisi
gibi söyler. Ayrıca zeka mizahtaki tek ölçüt değildir. Müzikte nasıl sekiz tane nota varsa, mizahta da öyle. Dolayısıyla bizim
farklılığımızdan bir zenginlik oluşuyor.
BEYAZ: Ben çok korktum. Çünkü ben çok espri yapan bir adam değilim. Malzemesi bol biri değilim.
Cem çok zeki bir adam. Yılmaz Erdoğan da öyle. Ben onlar kadar değilim. O kadar hızlı değilim. Aynı sahnede olmak beni ürpertti.
Seyirci, bu adamlar depremzedeler için birarada dese de, devamlı bir kıyaslama içine girecek. Benim de kendime göre bir performansım
olduğunu ilk oyundan sonra gördüm. Ve o korkuyu attım üzerimden.
CEM YILMAZ: Böyle bir kıyaslamadan rahatsız oluyorum. Kalkıp da "Yooo, yooo bunları aştık!"
numaralarına yatacak halim yok. Ben şahsen özgün bir şey yaptığımı düşünerek bu işi sürdürüyorum. Kendimi tek hissederken,
"Hadi arkadaşlar. Bakalım hanginiz daha komiksiniz!" gibi bir şey oluyor. Kimsenin hoşuna gitmez. Benim hiç gitmez.
Kendinizi neden komik buluyorsunuz? Zaman zaman anlattığınıza siz de gülüyorsunuz.
YILMAZ ERDOĞAN: Kendim gülmediğim espriyi yapmam. Ama sahnede bana da süpriz olursa, o an çıkarsa
daha da çok gülerim. Gülmesem bile gülüyormuşu oynarım. Çünkü anlattığın şeyin komik olduğuna seyirciyi inandırmanın yolu, önce
senin inanmandır.
BEYAZ: Kendimi komik buluyorum ama çok gülmüyorum ben kendime. Benim esprilerim biraz isyandan
çıkma. Sonucu mizah oldu.
CEM YILMAZ: Tabii ki kendimi komik buluyorum, çünkü öyleyim, en iyilerden biriyim. Hatta ben
dünya çapındayım.
Sizde sahne korkusu?
YILMAZ ERDOĞAN: Valla yok zannediyordum. Birinci gece gördüm ki varmış. Çok gerildim. Yeni espri
yapalım duygusuna girdik, kötü oldu tabii. Ama sahne korkusu bende şöyledir: Sekiz adam gibi giriyorum işe. Oyuncu olarak beğendik
diyelim, yönetmen olarak iyi mi? Yönetmen olarak iyiyse, yazar olarak iyi mi?
BEYAZ: Şu son oyunda çıktı ortaya, varmış. Son gün bile sahneye çıkarken ellerim buz gibiydi.
CEM YILMAZ: Ben sahnenin sahne olduğunu bilerek çıkmıyorum ki, dolayısıyla o korku da olmuyor.
Karşılaşabileceğiniz en feci şey seyircinin gülmemesi mi, alkışlamaması mı, yumurta atması mı?
YILMAZ ERDOĞAN: Bir kere ölüm anı vardır sahnede, çıkarsın büyük bir alkış kopar, "tık" diye susarlar.
Vayyyy. İşte o an ölüm anı. Bazen düşünürsün: Ya bu sessizlik uzun sürerse? Bütün dikkatler sana yoğunlaşır. Orada bir hayal kırıklığı
şovdaki 20 dakikayı götürür. O sessizliğin uzun sürmesi kötü bir şeydir.
Kim kimi çatlatıyor
YILMAZ ERDOĞAN: Beyaz gereğinden fazla yakışıklı. Bu durum biraz asabımı bozuyor. Cem'e de on yıl
önceki enerjimi taşıdığı için bozuluyorum.
BEYAZ: Cem Yılmaz tipiyle de çok komik bir adam. En büyük dezavantajım bu benim. Ben kendi
fiziğimi kabul ettirene kadar çok çektim. Uzun boylu, mavi gözlü bir adamdan büyük espriler beklenmiyor! Yılmaz'ın da siyasi
kimliği çok etkileyici.
CEM YILMAZ: Beyaz çok soğukkanlı. Çok fazla heyecanlandığını düşünmüyorum. Yılmaz'ın da
esprileri çok pırıltılı. Politik espri yapmak zordur. Ben kaçınırım. Eğer bir donanımın yoksa, kelebek kondurmuş gibi olursun.
Genelde kerestece yapılır, Yılmaz'da o çok nadir rastlanan inceliği görüyorum, gıcık oluyorum.
Kusursuz bir cinayet işleyebilir miydiniz? Ve o cinayet insanları güldürür müydü?
YILMAZ ERDOĞAN: Kağıt üzerinde evet. Ama öldürme duygusuna ben çok uzağım.
BEYAZ: Zekamı bu konuda kullanmaya yatkın değilim. Beceremeyeceğim için herkesi güldürürüm.
CEM YILMAZ: Ben bu sahneyi görüyorum: "Cem Yılmaz'ın dün gece 8 kişiyi doğradığı ortaya çıktı!"
Ben de cevap veriyorum: "Ben zaten böyle bir adamdım". Neee? Ne diyorsun? Evet, evet! Kötü bir insan değilim ama akli dengem yerinde
değil. Gerçekten. Ama tabii cezai ehliyetim var derim, çünkü biliyorsunuz, gerçek deliler, "Ben deliyim" demez.
Bu muhabbeti sevmem
YILMAZ ERDOĞAN: "Bize kendinizi biraz tanıtır mısınız?" soruları.
BEYAZ: Yoldaki insanların afra tafraları. Sanki star onlar, bizi "Kusura bakmayın, istemeden
ünlü olduk!" yapmaya zorlamaları.
CEM YILMAZ: Meşhurlukla ilgili sıkıcı şakalar. "Çok şımardı!" denmesi. Sen beni nereden tanıyorsun be! İnsanlar nasıl bu kadar küstah olabiliyor! Bir de "Seyirci kutsaldır’ ayağı fecidir. "Beni sizler var ettiniz!" Yok ya. Bir kere söyledim, inandı millet. Nasıl yani?
Muhafazakar itiraflar
YILMAZ ERDOĞAN: Açık konuşalım: Maçoyum. İkili ilişkilerdeki maçoluk biraz muhafazakarlığa denk gelir
diye söylüyorum. Valla, kendime olmadık bir biçimde Batılı, olmadık biçimde geniş ve serbest'i oynamıyorum. Neysem oyum. Gerizekalı
değilim, eşitliğe inanırım ama kimi noktalarda da "Sen iki dakika sus güzelim" derim.
BEYAZ: Aşk ilişkilerinde muhafazakarım. Yani tamamen soyunmasına izin vermem! Oturmasına,
kalkmasına da dikkat ederim. Ben çok kıskancım. Acayip.
CEM YILMAZ: Ahlakla ilgili şeyler. Engelleyemiyorum onları. Çıkıyor.
Gülerken düşündürmek!
YILMAZ ERDOĞAN: Diyorum ki, bir manifesto yazalım: Gülerken düşündürmek diye bir laf olmadığını,
böyle bir sıra olmadığını anlatalım. Mesaj vermek diye bir şey yok. Sanatsal zabıtalık pek feci bir şey.
BEYAZ: Şarttır bence. Benim mesaj verme kaygım var. Yani boşuna boşuna güldürmek değil sadece,
bir yerlere de bir şey iğnelemek.
CEM YILMAZ: Düşündürmeden güldürmek mümkün müdür diye soracağım ben? Sanki böyle bir şey imkan
dahilinde! Mutlaka karşındakinin bir açığını, bir alışkanlığını yakalıyorsun. Yalnızca güldürdü. Yok ya!
BEYAZ: Seyircinin gülmemesi diye bir şey söz konusu değil. En fecisi, bir seyircinin çıkıp ters
bir hareket yapması, hep bir tereddüt. Gerçi diğer seyirciler onlara karşı bizi savunuyorlar. Ama yine de hoş değil.
CEM YILMAZ: Ben çok sert reaksiyonlarla alışığım. Çok umurumda değil. Ama çaprazda bir teyzenin
uyuması üzücü olur tabii.
|
Türk Sineması Ana Sayfa
ALİ SÜRMELİ
|
|
|
|