Sineport.com
index vizyondakiler boxoffice filmrehberi turksinemasi oscar festival
duvarkagitlari posterler fragmanlar dvd oyuncular yonetmenler duvarkagitlari
 
Site içi ARAMA




TFutbol.com - Tıklayın (İddaa Futbol Transfer)

Yeni Sinema Derginiz
Altyazı

www.sinanoglu.net
Hipernex

© 2000 - 2006
Sineport.com
Bütün hakları saklıdır.


Sineport.com

RÖPORTAJ - OKAN BAYÜLGEN


     Şu sıralar çekimleri süren ve bitmiş olan filmleriniz olduğunu biliyoruz. Bu film projelerinden kısaca bahseder misiniz?

     Çıkacak olan 4 film var. Bir tanesi vizyona girdi. "Oyun Bozan", ardından "Komiser Sheakspeare", Sinan Çetin'le, ardından "Hemşo" Ömer Uğur'un filmi ve ardından "Romantik"te tekrar Sinan Çetin'le. Arzu filmle girişeceğim bir proje var.Ama tam olarak belli değil. İki proje var, ikisinden birisini tercih edeceğiz. Ama iki film çekeceğiz beraber. Bir de Güle Güle'nin senaryosunu yazan Fatih arkadaşımın yapmak istediği bir film var. "El Ele" diye bir film. Şimdi onun senaryosunu okuyorum. Tahmin ediyorum, onda da olacağım. Artı bir de Mustafa Altıoklar'ın "İşgal Altında" projesi var. Yani yine bir 4-5 tane film görünüyor. Kaç tanesini çekeriz bilmiyorum.


Türkiye'de az film çekilen bir dönemde siz 4 ayrı film projesinde yeralıyorsunuz. Ayrıca TV programınız da devam ediyor. Bu tempoya ayak uydurmak zor olmalı. Okan Bayülgen dinlenmek için neler yapıyor?

     Çok da yoğun bir tempo değil. Abartmamak lazım. Genelde böyle bir soru geldiğinde "evet yoruluyoruz" falan denir. Fakat bu sanat nebat işleriyle uğraşıldığında, annemin bir lafı vardır, o da ressam, ressam arkadaşları, "Çok ölüyoruz, bitiyoruz biz sanatçılar" dediği zaman, "Sırtımızda taş mı taşıyoruz. Maden işçiliği kadar zor bir şey değil hiç olmazsa. Başka bir iş yapsaydık, şimdi yaptığımız iş hobi olacaktı" diyordu. Televizyonda böyledir, müzik de, sinema da öyledir. Eğer bir bankada çalışıyor olsaydım, hobi olarak yapacağım işler olacaktı. Onun için şikayetçi değilim halimden.


Sinan Çetin'in Romantik adlı filminde rol alıyorsunuz. Okan Bayülgen romantik biri midir?

     Romantik filmindeki romantik, romantiğin kelime anlamıyla romantik. Romantiğin de tam tarifini yapınca bizde maalesef kavramsal olarak uzaklaşmıştır kendi anlamından. Soyulmuştur, hani dağevinde ayı kürkünün üzerinde bir kadının ırzına geçmek, hani mum ışığında, sanki romantizm olur. Şarap bardağı romantizmi çağrıştırır. Romantikliğin bunlarla alakası yoktur. Romantik diye tanımladığımız adam günün şartlarından bağımsız ve o şartlara uyumsuz bir kahramandır. İdealist bir adamdır. Romantik adam budur. Romantikliği biz hep aşk meşk meselesinde, hakikaten ayı postunun üzerinde bir kadınla sevişmek olarak anlıyoruz. Böyle değil yani. Evet, ben romantiğim, ayı postu üzerinde romantik olurum.


Oyunbozan'ı son zamanların Türk-Yunan dayanışmasının farklı bir örneği olarak değerlendirebilir miyiz?

     Evet, ama tabii filmin senaryosu bundan bahsediyor diye değil. Tamamen Türkiye'de bir siyasi sorun o aslında. Sosyal, siyasi diyebileceğimiz bir konuyu ele alıyor. Fakat şöyle bir ilginç tarafı var. Hep savunduğumuz Türk-Yunan dostluğu, hani siyasetçilerin boş atıp tutmalarıyla olacak bir şey değil. Mutlaka sanatçıların ve işadamlarının biraraya gelmeleri gerekir iki ülkenin dost olması için. Bir kere ticaret olacak. Sen ona elma satacaksın, o sana balık satacak, böyle bir şey olacak. İkincisi, sanatçılar beraber şarkılar, türküler söyleyecekler, beraber filmler çekecekler. Bu da öyle bir şey. Oyunbozan'da ikisi de var. Yani hem iki ülkeden, Türkiye'den Türker İnanoğlu'nun, Yunanistan'da bir Yunanlı prodüktörün, Türker bey gibi hem sinemada hem televizyonda çalışan işadamının ortak bir projesi bu. Biraraya gelmişken oyuncular da Türkler'den ve Yunanlılar'dan seçildi. Her yönüyle bir ortak yapım.


Oyunbozan'da sizden farklı jenerasyonda bir oyuncuyla Zeki Alasya'yla başrol oynadınız. Oyunculuk anlayışında jenerasyonlar arasındaki farklar nelerdir?

     Bizim böyle bir disiplinimiz yok. Türkiye'de benim de sıkça söylediğim birşey bu. Oyunculuk geleneği dediğimiz bir gelenek yok. Sadece belli gruplar var. Mesela Dormen tiyatrosundan bir jenerasyon gelmiş geçmiş, Kenterler'den bir jenerasyon gelmiş geçmiş. Ertem Eğilmez sinemada biraraya getirdiği yıldızlara bir şey vermiş. Ertem Eğilmez ekolü, okulundan bahsedilebilir. Onun dışında yönetmenlerin mesela, Metin Erksan'ın başka bir tarzı var, Lütfi Akad'ın başka bir tarzı var. Fakat bunların oyuncuları bir okulun temsilcileri gibi değillerdir. Fakat Ertem Eğilmez ekolü vardır hakikaten. Sonraki yönetmenlerin de bir okul olacak şansları olmamış. Türkiye'de oyunculuk dediğiniz zaman bir okuldan söz edemiyorsunuz. Artı bizim oyuncularımız da bir yalapşap gitmiştir tarihinde. Sinema sürekli bu ülkenin siyasal tarihindeki gibi 10 yılda bir stop etmiştir, herhangi bir nedenle. Ya erotik filmler çağı başlamıştır, ya siyasi filmler çağı başlalmıştır. Çeşitlilik hep yok olmuştur. Bu da belki prodüktörlerin hep zor durumda olmalarından dolayıdır. Bir tarz filme hücum edilir. Halbuki bir ülkenin sinemasında erotik film de olmalı, siyasi film de olmalı, deneysel sanat işleri yapan bir sinema da olmalı. Gişeye fazlaca yönelen, çok fazla yıldızı biraraya getiren biraz daha hafif filmler de olmalı.
Ama Türk sineması bunu yapmıyor. Ya salon filmleri, ya başka filmleri yapıyor. Olmuyor, biz aynı aktörleri bir salon filminde izledikten sonra, ertesinde mesela bir Tarık Akan olayı gibi, fırça bıyık bırakıp, tamamen bir önceki tarzı ve mesleki kariyeri reddettiğini görüyoruz. Ya da Hale Soygazi gibi, bir anda "Ben artık akıllandım, meğer ne aptalmışım" gibi açıklamalar yapıyorlar. Peki biz o sinemayı neremize sokacağız. Biz de o filmleri seyrettik, ağladık, üzüldük, bağırdık, çağırdık.. Peki biz de mi aptaldık? Onun için sinema hep tek bir elbise giymeye kalkmış. Ve oyunculuk da hep bu yüzden yalapşap gitmiş. Teknik yeterlilik olmadığı zaman hep duyguya yüklenilmiş. Onun için de şu söylenegelmiş: Türk oyuncularının da duygusu çok iyi oluyor. Halbuki bu bir arızadır aslında. Yani tekniğin yetmediği yerde, böyle bir gaddar rolü oynuyorsan, bağırtı çağırtıya yönelir oyuncu, rol biraz hüzünlü melankolik ise zırıl zırıl ağlamaya başlar. Aslında teknik denen şey, bütün bunlardan imtina etmenizi sağlar. Daha özenlidir, daha iyidir. Bu teknik Amerika'da, Fransa'da vardır, İngilizler'de vardır. Çünkü durmamış ve sürekli çalışmış bir sinemaları var. Türkiye'de öyle değil. Biz mesela on yılda bir salça fabrikasını kapatsak doğru dürüst salça yiyemez hale geliriz. Çünkü kimse salça yapmaktan anlamaz o zaman...


Televizyonda bambaşka, sinemada bambaşka bir Okan'la karşı karşıya kalıyoruz...

     Niye canım? Bazı adamları belli bir tipte severiz. Ve o adamlar aynı şeyi oynarlar. Bu iki nedenden olur. Bir halk onlara hep aynı kıyafetle aynı şekilde ister. Mesela Kemal Sunal çok kabiliyetli olduğu halde hep aynı taleplerle karşılaşmıştır. Dünyada da örnekleri var. Fransız sinemasında Koluş diye bir adam vardır- ki yıllarca hep Luis de Funnes'in yamağı olarak oynamış komedi filmlerinde. Halkın büyük sempatisini kazanmış. Ölmeden önce ise -zaten talihsiz bir kazadır ölümü, motosiklet kazası- bir tane dramatik film yapmış ve Fransız halkını çok şaşırtmıştır. Ya böyle bir talihsizlik olur ya da adam başka bir şeyi oynayamamaktadır. Şimdi ben sanıyorum şanslıyım ki çok farklı adamlar oynadım. Hem böyle jön gibi bir adamı oynuyorum Romantik'te. Şimdi orada yakışıklı bir tip gibiyim, boya posa, kepçe kulaklara bakarsan aslında dünya sinemasında benim gibi bir adamın jön oynaması mümkün değil. Hele Japonlar, Koreliler gibi tek tip adamlar değiliz, kısa boylu, kepçe kulaklı adamın güzeli değilim ki ben. Her tür adam var, mavi gözlüsü, sarışını var, uzunu var kısası var. Hakikaten öyle bir şansım oldu. Onun dışında bir başrol oyuncusu gibi de oynuyorum. Ama Komiser Shakesper'de "ve Okan Baygülgen" yazılabilecek bir yardımcı rol gibi, Kadir İnanır, Müjde Ar var, öyle bir rolde oynuyorum. Bütün bunlar bana kısmet oldu. Televizyondaki ve sinemadaki farklı görünebilir ama bir şanstır. Ve bence de iyi değerlendirdiğim bir şans bu.


Peki Gerçek Okan Bayülgen kimdir, nasıldır?

     Gerçek Bayülgen diye bir şey yok. Benim bir meslek hayatım var. Bir de evde televizyonun karşısında burnumu karıştırdığım bir zaman var. Gerçeğin hangisi olduğunu bilemiyoruz. Bu şuna benziyor; şimdi benle röportaj yapıyorsun. Sana üç tane vitamin iğnesi yapsam arka arkaya, merak ederiz acaba bunun hangisi gerçek diye. Onun için bunun ikisi de benim aslında.


Okan Bayülgen reklamlarda oynadıktan sonra klası düştü diyenler olmuş. Sizce reklamlar klasınızı etkiledi mi?

     Kim o salak be! Aynen cevap veriyorum: kim o salak? Hangi reklamdan sonra klasım düşmüş. Klasımı düşürecek bir reklamda oynamadım. Hep iletişimle ilgili reklamlarda oynuyorum. Bunlardan bir tanesi Turkcell hazır karttı. Keza Superonline da da aynı şey oldu. Zaten bir internet kuruluşu. Onları anlatıyoruz. Terlik reklamında oynasam anlarım da...


Okan Bayülgen'in kendisi için karizmatik, seksi yakışıklı gibi tanımlamaları kabul etmediğini biliyoruz. Peki siz kendinizi tanımlarken hangi sözleri kullanırsınız?

     Salak, aptal. Herkes kendine o sözleri kullanır zaten. Mesela kendi kendine uyanıp, ulan ne yakışıklıyım diyen adamın herhalde kafadan bir problemi vardır. Genelde kendi kendimize kullandığımız sözler, ne salakmışım, ne aptalmışım, keşke öyle yapmasaydım. Kendi kendime kullandığım kelimeler salak ve aptaldır. Ara sıra yatakta ne kadar başarılıyım dediğim olmuştur. Karşımdaki insan da söyler. Onlardır, arada sırada gaza getirmek için böyle şeyler yaparsın, kendine. Hiçbir gün aynaya bakıp şöyle dediğim olmadı kendime: "Hiç mi artık acımıyorsun etraftakilere, heriflere, yazık değil mi, bu kadar kıza falan gibi" salaklıklar yok yani.


Bugünkü Okan Bayülgen olmasaydınız, hangi mesleği yapardınız? Gece bekçisi, taksi şoförü ya da başka bir şey?

     Bilmem ki... Düşünmedim. Bunun başka bir sorma şekli de şöyle oluyor: dünyaya bir kere daha gelseydim yine sanatçı olmak isterdim, aptallığı vardır. Ben bunların hiçbirini istemezdim. Çok zengin bir ailenin sürekli seyahat eden, kendini geliştiren hoş bir çocuğu olmak isterdim. Çalışmak falan da istemezdim, deli miyim niye çalışayım.
Kariyenizin sırrı diye bir şey var mı?

     Benim bir sırrım yok. Çünkü böyle bir reçetem de yok; 'Bende tuttu al sende de tutsun' filan gibi. Benim hayatımda böyle oldu. Akıllı davrandığımda kazandım, aptal davrandığımda kaybettim, herkeste olduğu gibi.


Tiyatro oyuncusu Okan Bayülgen'den bahseder misiniz?

     Konservatuardan sonra hemen Devlet Tiyatrosuna girdim, 4 yıl çalıştım. Ondan sonra devlet tiyatrosuyla ilgili -devlet tiyatrosundan kimseyi kabahatli bulduğum için değil- kendi kendime bir hayat kırıklığı hissettim. Hayat kırıklığım kendimle de ilgili değildi, devlet tiyatrosuyla ilgiliydi. Ve vazgeçtim, cesurca bir davranıştı, ayrıldım. Hatta devletten aldığım maaşı geri ödemek zorunda kaldım. O sıralarda da para kazanmak televizyonda kamera arkasında işler yapmaya başladım. Olaylar beni buraya getirdi. Tekrar tiyatro yapmak isterim ama kenarda köşede entel dantel işler yapmak istemem. Hakikaten yapacaksam, nasıl sinemada sinema seyircisiyle, Türk sinemasının bir barışıklığı oldu, bir barışma olayı oldu, bir takım filmlerle. Aynı şeyin tiyatroda da yaşanmasını isterim. Hatta onun yaşanması için de bazı çalışmalar yapıyoruz. Onlar çok bahsedeceğim durumda değil şu anda proje olarak.




Türk Sineması Ana Sayfa       DOĞA AZİZ