Sineport.com
index vizyondakiler boxoffice filmrehberi turksinemasi oscar festival
duvarkagitlari posterler fragmanlar dvd oyuncular yonetmenler duvarkagitlari
 
Site içi ARAMA




TFutbol.com - Tıklayın (İddaa Futbol Transfer)

Yeni Sinema Derginiz
Altyazı

www.sinanoglu.net
Hipernex

© 2000 - 2006
Sineport.com
Bütün hakları saklıdır.


Sineport.com

RÖPORTAJ - DOĞA AZİZ


Doğa Aziz, tiyatro sanatının duayenlerinden Rutkay Aziz'in kızı ve "Memoli" dizisiyle ün salan Mehmet Ali Alabora'nın kız arkadaşı olarak magazin dünyasına hızla girdiyse de, televizyon dizileri ardından, Tiyatro İstanbul'da "Terlik" isimli oyunla da sahnelerde adından sıkça söz ettiriyor.

Son derece cana yakın, sıcakkanlı, dobra ve inatçı bir kişilik olmasıyla tanınan Doğa, evinin her köşesine anıları ve dostlarının fotoğrafları sinmiş. Ancak, yalnızlığına da o kadar düşkün ki!

Ankara'da "merhaba" denilen yaşam, 15'inde İstanbul'la kesişir. Doğa'nın tiyatroya olan tutkusunu farkeden aile, konservatuarda tiyatro eğitimi alması için İstanbul'a gönderirler. Böylece Doğa'nın yalnızlığı seven kişiliği, tek başına bir evde yaşamasıyla da perçinleşir.

Bu kadar genç yaşta İstanbul'la yarenlik etmesine rağmen, o tam bir İstanbul aşığı; üstelik Beyoğlu tutkunu. Eski İstanbul da onun ruhunda fırtınalar estiriyor: Sultanahmet, Balat, Fener, Piyer Loti, Mısır Çarşısı, Eminönü...

Ulus ve Etiler gibi semtler, büyük alışveriş merkezleri ve gece yaşamı, pek de onu "sarmıyor." Haftada bir kez Kabataşlılar Derneği'ne ya da Bebek'teki Ship Ahhoy'a gidiyor. Daha çok da evinde Türk filmi izlemeyi seviyor.

Biz de Doğa Aziz'le, İstanbul'un sanat yaşamına ve kendisine getirdiği yenilikler üzerine konuştuk

Siz, Ankaralı'sınız. İstanbul'a geliş öyküsünden biraz bahsedelim mi?

     Tamamen annem ve babamın kararı bu. Konservatuarı İstanbul'da okumam için orta 2.'nci sınıfta İstanbul'a geldim ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndan mezun oldum. Zaten ne kadar kendimi geliştirebilirdim ki Ankara'da? İyi ki buraya gelmişim diye düşünüyorum.

İstanbul'la ilk tanışıklığı hatırlıyor musunuz?

     Hangi okulda eğitim alacağım paniği vardı. Nişantaşı'nda Işık Lisesi'ne gittim. İlk önce Nişantaşı'nı sokak sokak keşfettim. Sonra Taksim. Yüzme İhtisas Kulübü'nde su topu oynamaya başladım. Böylece Ortaköy'ü öğrendim ve yeni çevreler edindim. Maslak'ta Atlı Spor Tesisleri'nde ata binince Maslak ve çevresini tanıdım. Zaten cana yakın birisiyim ve her yere girip çıkıyorum. İşte, bir gün Ankara'daysam ertesi gün bir başka kente uyum sağlayabiliyorum. Yani öyle bunalımlara filan girmedim.

Ankara'dan sonra İstanbul'da yaşamak nasıl bir duygu?

     Ankara'da doğup büyüdüm. 15 yaşında İstanbul'a geldim. İstanbul kocaman bir şehirdi ve çok büyük endişelerim vardı Ama bunlar boşa çıktı. Şimdi ise İstanbul'la ciddi bir aşk yaşıyorum. Ondan üç dört gün uzaklaşınca özlüyorum. Mesela Beyoğlu en büyük zaaflarımdan biri. Her türlü insan ve yaşam Beyoğlu'nda filizleniyor. Diğer yandan İstanbul'da çarpık bir düzen de var: Vakkorama'nın karşısında karpostal satan felçli bir adam gibi Yani ilginç enstantaneler yakalamak mümkün her saniye

İstanbul'da gündelik hayat nasıl geçiyor?

     Evime sığınıyorum. Sürekli sokalarda olmaktan hoşlanmıyorum. Eğer sinemaya gidiyorsam mutlaka Beyoğlu'nu tercih ederim. Sinemaya girmeden önce İstiklal Caddesi'nde yürür, kitap ve müzik marketlerini dolaşır, yemeğimi yerim. Herşeyi birarada bu caddede yapabiliyorum. Konservatuarda okurken dört yıl Beşiktaş'da yaşadım; avcumun içi gibi bilirim. Ama Ulus ve Etiler gibi semtler bana göre değil. Yani bütün günümü Akmerkez'de geçirmem.

Peki, sevdiğiniz yerler

     Aslında, İstanbul'u bakımsız ve kirli buluyorum. Bu kadar hakarete ve nankörlüğe rağmen İstanbul yine de ayakta kalmasını beceriyor. Bu Boğaz hangi ülkede var ki? Keşke bazı yerleri bakir kalabilseymiş. Sultanahmet, Balat, Fener ve Piyer Loti hala o bakirliğin koruyabilmiş yerler arasında Cumbalarında çiceklerin yetiştiği, binalar arasında donların asıldığı, duvarlara tebeşirlerle Ebru Gündeş ve Memoli isimlerinin yazıldığı Eski dokunun üzerine günün kültürünü geçiriyorlar. O semtlerde heyecanlanıyorum, insanlarla konuşacak birşeyleriniz oluyor. Üstelik kendi başıma gider gezerim bu semtleri. Yaşanmışlık, değişik kültürler ve tarihi doku beni çok etkiliyor. İstanbul buraları aslında ve onlar

Galiba yalnızlığınızı seviyorsunuz

     İstanbul'a geldikten bir sene sonra tek başıma yaşamaya başladım. Annem ile babamın bana bir hediyesiydi bu. O zaman annem karşı dairede oturuyordu. Şimdi karşı apartmanda oturuyor. Çünkü ben ne baba, ne anne, ne sevgili, ne de arkadaşla oturabilirim. Kimseyle fazla içiçe olmaktan hoşlanmıyorum. Kendi düzenim var. Eve çekilip 6-7 saat Türk filmi seyrediyorum. Eski Türk filimleriyle ilgili bir araştırmam var. Ahu Tuğba, Gülşen Bubikoğlu, Fatma Girik, Belgin Doruk 1980'li yıllardaki vatkalar, permalı saçlar ve mandallar Bütün gün saat 13.00 – 18.00 arasında evde olmak istiyorum; her kanalda Türk filmi izleme imkanı buluyorum. Sonra da kitaplardan yönetmenini, oyuncularını araştırmak gibi hobilerim var.

Başka hobiler var mı

     Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Mutlaka çantamda ufak bir makinam oluyor. Her yerde anı fotoğrafları çektirmeyi seviyorum. Beyoğlu'nda bir sürü çekilmiş fotoğrafım vardır. Evime de pek öyle İstanbul'dan gelen parçalar yok. Renk çok seviyorum. Kırmızı yeşil koltuklar, sarı duvarlar, yastıklar, ayılar, kediler, köpekler, duvarlar fotoğraflarla kaplı. Hep canlı şeyleri seviyorum. Ama bütün bunların yanı sıra bir o kadar da çok kötümser, çok karamsarım. Kapalı havaları severim. Gündüz güneşle hiç aram yoktur. Yazı hiç sevmem. Yazın beni sokaklarda görmek pek mümkün olmaz, tatil ya da deniz değilse. Yağmur en uğurlu günlerim, kendimi iyi hissettiğim havalardır rutubet, nem, soğuk, kış ve ayaz. Belki akrep burcundan olduğumdandır. Örneğin yatak odamın perdeleri kopkoyudur asla güneş girmez. Evimde ışık yoktur. Yerden aydınlatma ve mumlar vardır. Loş aydınlatılmış restoranları severim. Daha gizemli ve puslu geliyor bana.

Kötü havalarda İstanbul'da gezmek pek de keyifli olmasa

     Ben bayılıyorum bu havalara. Beremi takıp, elimde şemsiyemle İstiklal Caddesi'nde dolaşıyorum. Çin yemeği çok seviyorum. Çiğ börekçileri, Beyoğlu arka sokaklarında şark sofralarındaki gözlemeleri çok seviyorum. Salata hariç sebzeyle pek aram iyi değil; etoburum demek doğru. Menemen yapılan yerler de hoşuma gidiyor. Ortaköy'de yemek yemeği de seviyorum.

İstanbul'da tek başına savaşmak zor değil mi?

     Annem ve babam hep destek oldular bana. Ekonomik olarak da ellerini üstümden çekmediler doğrusu. Hala da "neyi eksik neye ihtiyacı var" diye düşünürler. Zaten ben haddini aşan ve "o da benim olsun, bu da benim olsun" diyen biri değilim. Bu yüzden de bu ekonomik krizden çok etkilenmedim. İmkanlarım dahilinde yaşıyorum. Etiket ve markadan nefret ediyorum, ama kendi çizgim de vardır. Bu kadar sıkıntı içinde yaşayan insan varken ve hatta açlık çekerken gidip Vakko'dan fular bile almak Pes doğrusu "Duymuyorum, görmüyorum, konuşmuyorum" diye birşey olamaz. Dejenere olmak ya da bir konuda söz sahibi olmadan yaşamak istemiyorum. Ben kendi jenerasyonumda farklı denizlerde yüzüyorum.

İstanbul'da kendinize ait keyifleriniz var mı

     Puzzle yapmayı seviyorum. Ceylan Intercontinental'de havuza ve spora gidiyorum. Atlı Spor Tesis'lerinde at biniyordum ama bir süre ara verdim. Çünkü çok kötü düştüm ve şimdi biraz korkuyorum. Bale, tiyatro, opera ve film gibi etkinlikleri takip ediyorum. Bebek sahilde Ship Ahhoy var. Burasını bir arkadaşım işletiyor ve çok uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla hep burada buluşurum. Hafta içleri de bazı akşamları bir kadeh içkimi içiyorum ve arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Bunun dışında da gece hayatım yok zaten. İstanbul'da yaşayan insanlar herşeyin hızla değişmesine neden oluyor. Örneğin, gece yaşamında bir anda kendini Japonya ya da İtalya'da bulmak mümkün. Bir yanda hard rock kafe varken, diğer yanda şark sofrası var. İstanbul'da yaşadığımız için çok şanslıyız.

Beyoğlu'ndaki kulüplere takılıyor musun?

     Godet, Soho, Cantina, Magma, Dulcinea gibi birçok yer var. Tabii ki biliyorum. Bazen oyun çıkışı ekipten arkadaşlarla takılalım diyoruz ve kulüplere girip girip çıkıyoruz. Ama çok gece hayatı seven biri değilim. Sigara, içki, uykusuzluk 22 yaşında iken 50 yaşında gösterirsiniz bile İnsanı mahveder. Çok ender olarak arkadaşlarımı görmek istersem, bir doğum günü ya da kutlama olursa gidiyorum. Zaten Mehmet Ali'nin de gece hayatı kültürü yoktur.

Peki, İstanbul ve Mehmet Ali Alabora...

     Mehmet Ali de Beyoğlunu seviyor ama onunla zamanında filme yetişmek mümkün değil. İnsanlar durdurunca hepsiyle konuşuyor. Ben de bazen tek olunca daha rahat ediyorum. Onunla diğer yerlerdeki sinema salonlarını tercih etmek zorunda kalıyoruz. Mehmet Ali, nargile içmeyi çok seviyor; Tophane'ye çok sık gidiyor. Benim nargileyle pek aram yok ama Tophane'nin o atmosferini seviyorum. O da Sultanahmet, Balat, Piyer Loti'yi Sonra yine Eminönü ve Kapalıçarşı. Nedense karşı tarafla bağlarımız kopuk. Kadıköy ve Üsküdar biraz uzak kaldı bize

İstanbul'dan kısa süreli kaçamaklar oluyor mu?

     Şile'de çok güzel yerler var. En son Doğa Kulüp diye bir yere gitmiştik. Wood Will diye ağaçtan yapılmış bir yer var. Kilyos taraflarında "kendin pişir kendin ye" tarzını ve Polonezköy'ü seviyorum. Tabii oyun olduğu için buralara daha az gidebiliyoruz. Ama oyundan önce mutlaka o taraflara kaçıyorduk.

Yani, İstanbul'da doğal yaşamaktan mı yanasınız?

     Evet. Hiçbir galada ya da davette saçımı gidip yaptırmam. Kendime bakarım. Kendi saçımı da kendim yaparım. Öyle telaşlarım yok. Birisinden daha güzel ya da zayıf olmak ya da şık olmak gibi tutkularım yok. Annemin emeği bende çok fazladır. Öyle bir anne ve babadan farklı bir kız çıkar mıydı? Tabii ama çocuğunuzu nasıl yetiştirirseniz, o da öyle büyüyor. Her zaman onları ciddiye aldım. Diğer yandan da onların dediklerini de yapmadım. Her zaman kendi başıma ve kafamın dikine gittim. Seslenmek istediğiniz kesim önemli aslında. Herkes sizi seviyorsa, orda çok ciddi bir problem var demektir.

İstanbul, bir tiyatro sanatçısının ruhunda nasıl bir fırtına yaratıyor?

     Bir oyuncunun İstanbul'da yaşaması gerekli. Yani İstanbullu olması, doğup büyümesi lazım. Ne ararsan var: Hayat kadını, soyguncu, aristokrat, burjuva veya fakir Herşey öylesine girift ki! Avcılar, Etiler, Ulus, Beyoğlu Bambaşka noktaların yaşamları var. Bu yüzden de oyunculuk için çok önemli bir kent. Simitçinin, dilencinin, gül satan çingene kadının, araba tamircisinin veya inşaat işçisinin yanına giderim, uzun uzun sohbet ederim. Travestiler ilgimi çeker. Bu insanlar, öylesine ite kaka yaşıyorlar ki. Onları tanımamak ve anlamak çok acı. Mesela Ortaköy'deki kumpurcilerin hepsini ismiyle bilirim. Bu renkli dokunun farkına varamayanlar ise hayatı ıskalamışlar. Ya düşünün, çiklet satan bir çocuktan sakız almamak, sokak helvacısından helva yememek mümkün mü? Bu keyiflerin farkına varmamak aptallık olsa gerek.

İstanbul'da en çok insan manzaraları mı sanatçı kimliğinizi etkiliyor?

     Elbette. Zaten oyunculuk gözlem ve sezgiye dayanır. Tabii ki doğuştan yetenek ve eğitimi de yadsımıyorum. Ama insanları izlemedikçe biraz zor. Örneğin şu anda iki masa ötede muhtemelen Yahudi aristokratlarından bir kadın oturuyor. Onun tavırlarıyla Anadolu'dan gelmiş bir kadının tavırları arasında dağlar kadar fark var. İşte, size bir rol geldiğinde hemen gözlemleriniz devreye girer. Marlon Brando'nun hayat hikayesini okuyorum. O da yaşadığı şehirle çok örtüşmüş bir aktör. O da saatlerce oturup insanları izliyor. İstanbul'da bu açıdan çok şanslı bir kent. Zenciler, Çingeneler, Yahudiler, Ermeniler, Kürtler

İstanbul'daki sanatsal etkinlikleri nasıl buluyorsunuz?

     Sanatı seven için o kadar çok fırsat var ki. Bale, konser, tiyatro, sinema, konferanslar, festivaller. Yeni yeni kültür merkezleri kuruluyor. Yani istediğin zaman, istediğin etkinliği takip etme fırsatı var. Arabeskten popa, elektronik müzikten Latin'e kadar değişik müzik türlerinin de çalındığı barlar ve kulüpler var. Yeter ki siz tercih edin.
     Konservatuardan bir grup arkadaşım Afife Jale Sahnesi'nde amatör tiyatro topluluğu kurdular. Ekonomik kriz nedeniyle sadece dört oyun sahneleyebildiler. Diğer yanda biz Tiyatro İstanbul'da "Terlik" oyununu sahneye koyduk ve 450 kişi geliyor. Tabii ki reklamla da ilgiliSheakespeare, Çehov, Melih Cevdet Anday gibi yazarların oyunlarını ve dram, komedi gibi tiyatro türlerini izleme şansım var. Yani insanlar tiyatro yapıyorlar; ölmüş bitmiş değil.

Sanat yaşamınız ve İstanbul'da tiyatro yapmak

     Konservatuar sırasında "Çiçeği Büyütmek" adında bir dizi film yaptım. Ardından "Cumhuriyet" filminde Atatürk'ün baldızını oynadım. Böylece ilk 35'lik kamerayla tanışma fırsatım oldu. Konservatuar biter bitmez de "Günaydın İstanbul Kardeş" dizi filminde çalıştım. Yani şu ana kadar profesyonel olarak üç iş yaptım. Dizide kendi yaşımdaki bir kızı oynuyordum. Bu nedenle pek de gözlem yapma ihtiyacım olmadı. Şimdi, "Terlik"te 10 erkekle beraber olan ve sürekli yalanlar söyleyen bir İngiliz sekreter kızı oynuyorum. Halbuki, ben tek eşliliği savunan ve ona yoğunlaşan bir insanım. Bu rolün benimle hiçbir alakası yok. Rol tamamen doğama aykırı. Zaten böyle birşeyi kendime de yakıştırmam. Bunun için bir iki arkadaşımı gözlemledim. Tiyatroda kalıcı olmak; belki de ödüllü bir tiyatro sanatçısı olmak istiyorum.



Türk Sineması Ana Sayfa       HALİL ERGÜN